Kendi blogunu oluştur ;)
Image Hosted by Resim-Yukle.com

İSLAM

8 tane "kurban" etiketli yazı bulundu "kurban" tagli diger ogeler resimler, videolar

Kurbanın vacib olmasının şartları (2)







Kurban kesmede nisap sadaka-i fıtırla mükellef olmaktır. Bu durumdaki Müslümana kurban kesmek vaciptir. Bu da: Temel ihtiyaçlarının dışında üreyici, nâmî olsun veya olmasın nisap miktarı mala sahip olmaktır. Bu da fitre nisabı ile aynı olup üzerinden bir yıl geçmesi şartı da aranmaz. Yani daha önce fakir iken, kurban kesme günlerinde 200 dirhem gümüş veya 20 miskal, 80 gram altın veya bunların karşılığı olan para veya ticaret malına sahip bulunan kimseye kurban vacip olur. Temel ihtiyaçlara ev, normal ev eşyası, binit, meslek aletleri ve benzerleri ile bakmakla yükümlü olduğu kimselerin bir yıllık geçim masrafları da girer.

Nisabı eksilten borç, eyyam-ı nahirde kurbanlığın kaybolması kurbanın vücubiyetini düşürmez. Kişi vaktin başlangıcında fakir sonunda zenginleşirse kurban kesmesi gerekir. Kurban kesmekle mükellef olan aldığı kurbanlığı kaybeder ve mal varlığı nisabın altına düşerse eyyam-ı nahir’de fakir olduğundan yeni bir kurban almaya gerek yoktur. Zengin olduğu halde yerine yenisini alıp keser ve diğerini de bulursa bunu kesmesi gerekmez.20

Nisapla ilgili bu bilgilerden sonra önemli bir hususa temas etmek istiyorum. İslâm dininde; aile mülkiyeti değil, fert mülkiyeti esastır. Ailede ‘’malbirliği’’ değil, ‘’mal ayrılığı’’ prensibi vardır. Yani bir aile içinde de olsa, herkesin malı, kendisine aittir. Bir kimse, babasının, eşinin veya oğlunun servetiyle zengin sayılamaz. Baba fakir olduğu halde oğlu; koca fakir olduğu halde hanımı zengin olabilir. Bu bakımdan, aile içinde, diğer şartlarla beraber kimler dinen zengin sayılırsa, sadece onlar kurban kesmekle yükümlü olurlar. Hepsi zengin sayılırsa, her birinin ayrı ayrı kurban kesmesi gerekir. Aile içinde zengin sayılan kimse yoksa, hiçbiri kurban kesmekle yükümlü olmaz.

Bu itibarla aile içinde kurbanı, zengin olanlar keser. Evin büyüyü keser, diye bir şey yoktur. Bir aile içerisinde bulunanlar: Baba, anne, oğul, kız, gelin evet bunların her birerleri dinen zengin ise hepsinin birer kurban kesmesi gerekir. Dinen zengin sayılan kimse yoksa, hiç birinin kesmesi gerekmez. Bazen de yanlış ve dini olmayan bir adet gereğince, icabında esas kurban kesmesi gerekli olan koca veya tersi yani hanımı bir sene biri, diğer sene de öbürü, veya kurban kesmeye imkanı olmayan fakir anne-baba, zengin oğlu veya kızı yanında bulunurken, hürmeten anne veya baba adına kurban kesilmektedir. Bu, çok yanlış bir uygulamadır. Çünkü esas kurban kesmesi gerekli olan kimse kesmemekte ve borç altında kalmakta, diğeri ise nafile kurban kesmektedir. Bu bakımdan esas kurban kesmesi vacip olan kimse, her yıl kendi adına kurbanını mutlaka kesmelidir. Arzu ediyorsa diğerleri için de nafile kurban kestirebilir.

Zengin kimsenin aldığı kurban, henüz kesilmeden ölse yerine başkasını alması gerekir. Fakir kimsenin aldığı kurban ölse, başkasını alması gerekmez.

Zengin kimsenin aldığı kurban kaybolsa veya çalınsa da, yerine başkasını kestikten sonra bulunsa artık bunu da kesmesi gerekmez. Çünkü kurban yükümlülüğünü yerine getirmiş durumdadır. Fakat fakir kimsenin bu takdirde kesmesi gerekir. Çünkü onun satın aldığı kurban, adak niteliğinde belirli hale gelmiş ve kendisine vacip olmadığı halde bu kurbanı üzerine borç haline getirmiştir.

Kurban için alınan hayvan, kaybolduktan veya çalındıktan sonra yerine başka hayvan alınıp da daha sonra bayram günleri çıkmadan bulunsa, eğer sahibi zenginse bunlardan dilediğini kurban eder. Ancak sonradan aldığının kıymeti eksik olduğu halde onu keserse, aradaki eksik miktarı tasadduk eder. Fakat fakir ise her ikisini de kesmesi gerekir. Çünkü bunlar onun hakkında adak kurbanı niteliğindedir.

Kurbanın vacib olmasının şartları







Soru: Kurbanın vacib olmasının şartları nelerdir?

Cevab: Bismillâhirrahmanirrahim.

Kurbanın vacib olmasının şartları. Kurban kesecek kimsenin:

a- Müslüman olması,

b- Akıllı ve büluğa ermiş olması,

c- Hür olması,

d- Nisab miktarı mala sahip olması,

e- Seferi olmayıp mukîm olması, gerekir.19

Kurbanın vacip olması için, kesim süresinin sonu geçerlidir. Buna göre, kurban bayramının üçüncü günü, güneş batmadan önce zengin olan mükellef bir Müslümana kurban vacip olur. Bundan önceki sürede fakir olması hükmü değiştirmez. Bunun aksine bayramın üçüncü günü güneş batmadan biraz önce fakir düşen veya vefat eden Müslümandan da kurban yükümlülüğü kalkar.

Seferi olanlar kurban kesmekten muaftır. Hz. Ebubekir (R.A.) ile Hz. Ömer (R.A.) seferi olduklarında kurban kesmemişler; Hz. Ali (R.A.) de: Seferi kimseye Cuma namazı ile kurban borç değildir, demiştir.

Bundan dolayı seferiliği gerektirecek yoldan hacca gidenler seferde oldukları için, memleketlerinde kesmeleri gereken kurbanları kesmek vacip değildir. Ancak Mekke-i Mükerreme’de seferi olmayan hacılara, memleketlerinde kesmeleri gereken kurbanları da kesmek, tercih edilen görüşe göre vaciptir. Şu kadar var ki, isterlerse bu kurbanı memleketlerinde birini vekil tayin etmek suretiyle de kestirebilirler.

Seferi olan bir kimse kurban kesmekle mükellef olmamakla beraber, bu şahsın tek başına veya mukimlerle birlikte kurban kesmesine bir engel de yoktur. Seferi kimse için böyle bir muafiyet ibadetlerde külfeti kaldırmak ve kurbandan gözetilen hikmetlerin gerçekleşmesine öncelik vermek sebebiyledir. Çünkü seferilik halinde bulunan kimse gerek kurbanlık temin etme ve kurbanı kesme, gerekse kesilen kurbanın etini değerlendirme ve dağıtma açısından o bölge halkının, mukim kimselerin sahip olduğu bilgi ve imkâna sahip değildir. Ayrıca yolculuk hali zengin olan yolcunun bile elindeki parayı daha tedbirli harcamasını gerektirir. Böyle olunca kurban bayramı süresince iş ve görev gereği yolda olan veya bulunduğu yerde seferi konumunda olan kimselerin bu ruhsattan yararlanması mâkuldür. İsterlerse kurban kesmeyebilirler. Bu kimselere kurban mükellefiyeti yüklemek maddî yönden ziyade ibadetin ifası yönünden ağır bir külfet teşkil edebilir.

Ancak fıkıh kitaplarımızda konu böyle ele alınmış olmakla birlikte, günümüzde yolculuk imkân ve şartları büyük ölçüde değişmiştir. Bayram tatilini fırsat bilerek yurt içi veya yurt dışı geziye çıkan, yazlığa giden, memleketine ana-ata ocağına giden kimsenin durumu farklıdır. Bu durumdaki kimselerin söz konusu muafiyetten yararlanma yerine ya önceden gerekli tedbirleri alarak vekâleten kurbanını kestirmesi ya da bulunduğu yerde kurban kesmesi daha isabetlidir. Çünkü kurbanın namaz, oruç gibi kişinin niyetiyle ve iç dünyasıyla alâkalı yönü bulunduğu gibi onlara ilâveten toplumda sosyal adaleti sağlayan ve üçüncü şahısların haklarını ilgilendiren yönü de mevcuttur. Bu sebeple de, seferinin yolculuk sebebiyle namazı kısaltma ya da oruç tutmama ruhsatından yararlanması daha ferdî bir karar iken kurbanda durum farklıdır. Böyle olunca, bu ibadetin sosyal amaçlarının göz önünde bulundurulması, savunulabilir bir gerekçe, sıkıntı veya mazeret bulunmadığı sürece kurban ibadetinin yerine getirilmesi gerekir.

Eyyam-ı nahr, kurban kesme günlerinde yolculuğa çıkan kişi, vakit çıkmadan mukim olursa kurbanla mükelleftir. Eyyam-ı nahrin ilk günlerinde mukim olduğu halde kurban kesmeyen ve son gün sefere çıkan kişiden vücubiyet düşer.

Kurbanın dini kaynağı (2)







Kurban ibadeti hicretin ikinci yılında eda edilmeye başlanmış ve Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz de, kurbanı bir ibadet olarak kabul etmiş ve bizzat kendisi de on yıla yakın bir süre hep kurban, udhiyye kesmiştir, hiç terk etmemiştir.

Ebu Bekre (R.A.)’den rivayete göre: Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz hutbe okudu ve minberden indikten sonra iki koç getirterek kesti. (Tirmizi, Edahi: 19)

Enes b. Malik (R.A.) diyor ki: Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, iki alaca semiz koç kurban kesti. Ayağını yanlarına basarak: “Bismillah” deyip, tekbir aldığını gördüm. Sonra onları kendi elleriyle kesti. (Buhari, Edahi: 9,14; Müslim, Edahi: 17)

Cabir b. Abdullah (R.A.) şöyle demiştir: Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz ile beraber açık hava namazgahında kurban bayramı namazında bulundum. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz hutbesini bitirince minberinden indi ve bir koç getirdi. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz, o koçu kendi eliyle kesti ve keserken:

“Bismillah! Vellahü ekber! Bu koç, benim ve ümmetimden kurban kesemeyenler içindir!” buyurdu. (Tirmizi, Edahi: 19,20)

Celebe b. Sühaym (R.A.)’den rivayete göre, adamın biri, Abdullah b. Ömer (R.A.)’ya:

- Kurban hakkında vacib, farz mıdır? diye sordu. Abdullah b. Ömer (R.A.):

- Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz ve Müslümanlar kurban kestiler! dedi. Adam, aynı suali, Abdullah b. Ömer (R.A.)’ya tekrar edince, Abdullah b. Ömer (R.A.) şöyle dedi:

- Ne dediğimi anlamıyor musun? Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz ve Müslümanlar kurban kestiler diyorum! (Tirmizi, Edahi: 11)

Cabir b. Abdullah (R.A.)’den rivayete göre Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz; Veda haccında Cemre-i Akabe, büyük şeytanı taşladıktan sonra, kurban yerine giderek kendi eliyle altmış üç deve boğazladı. Sonra bıçağı Hz.Ali (R.A.)’ya verdi. Geri kalanını da O boğazladı. (Müslim, Hac: 1218; Ebu Davud, Menasik: 56)

Cabir b. Abdullah (R.A.)’den rivayete göre: Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Veda haccında kurban edilmek üzere 100 deve getirtmişti. 63 yaşında olduğu için her bir senesi için birer deve kurban olmak üzere bizzat kendisi kesmiş, geri kalanları da Hz. Ali (R.A.)’ya kestirmiştir. Sonra her bir deveden bir parça alındı. Beraberce pişirildi. Sonra etinden yediler ve çorbasından içtiler. (İbn-i Hibban, Hac:19, No: 3943)

Hz. Aişe (R.Anha) validemizden rivayete göre, Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimiz, Kurban bayramında, ALLAH katında en sevimli ibadetin kurban kesmek olduğunu şöyle ifade buyurmuştur:

“Adem oğlu, Kurban Bayramı günü ALLAH Teâlâ katında kurban kesmekten daha sevimli hiçbir amel yapmamıştır. Gerçekten o kurbanlık hayvan, kıyamet günü boynuzuyla, tırnaklarıyla ve kıllarıyla birlikte gelir. Kurbandan akan kan daha yere düşmeden ALLAH Teâlâ yanındaki yerini alır. O halde, kurbanın sevabı böyle olunca, kurban kesmekle kendinizi hoş ve müsterih tutun.” (Tirmizi, Edahi:1; İbn-i Mace, Edahi: 3)

Bu hadis-i şerif, kurban bayramı gününde yapılabilecek en kıymetli, en makbul ibadetin kurban kesmek olduğunu belirtmektedir. Ayrıca hadis-i şerifte, kurbanın boynuz, kıl, tırnak v.b. işe yaramaz gibi gözüken kısımlarının bile kıyamet günü ortaya çıkacağının zikredilmesi, kurbandan hâsıl olacak olan sevabın büyüklüğünü belirtmektedir.

Kesilen kurban eksiksiz olarak kıyamet günü geleceğine, yani her bir parçasından sevap hasıl olacağına göre, onun, imkân nisbetinde eksiksiz ve mükemmel olması ve gönül hoşluğu ile, sevinerek kesilmesi gerekir.

Kesilen kurbanın kanının daha yere düşmeden ALLAH Teâlâ katında bir mevkiye ulaşması, ALLAH Teâlâ’nın kurban ibadetinden razı olacağını, kurbanın, ALLAH Teâlâ katında makbul bir ibâdet olduğunu ifade eder.

Öyle ise kulun; böylesine kıymetli bir ibadeti istemeyerek, cimrice düşüncelerle değil, gönül hoşluğu ile, sevinçle yapması kurban emrini yerine getirmek hususunda iştiyak ve heyecan duyması, bayram yapması gerekir. Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz işte bu noktaya irşad buyurmaktadır. Zeyd b. Erkam (R.A.) şöyle demiştir. Resûlullah (S.A.V.) Efendimizin ashâbı:

-Yâ Resûlellah! Şu udhiyyeler, yâni bayramda kesilen kurbanlar nedir? dediler. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz:

“Babanız İbrahim’in sünnetidir” diye cevab verdi. Sahâbîler:

- Peki, kurbanlarda bizim için ne sevab var? Yâ ResûlELLAH! dediler. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz:

“Her kıla karşılık bir hasene var” buyurdu. Sahâbîler:

 -Ya yün, yâni kesilen kurban koyun, kuzu olunca sevab nasıl? dediler. Resûl-i Ekrem (S.A.V.) Efendimiz:

“Yünden beher taneye karşılık bir hasene vardır” buyurdu. (İbn-i Mace, Edahi:3; Ahmed b. Hanbel, 4/368)

Mihnef b. Süleym (R.A.)’den rivayete göre Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz:

“Ey insanlar! Her sene ev halkına kurban kesmek gereklidir.” buyurdu. (Tirmizi, Edahi:18; İbn-i Mace, Edahi:2)

Muhterem okuyucu,

Elhamdülillah bu yıl da Toprak Turizmle birlikte şirket görevlisi olarak 24/11/2007 Cumartesi günü Hacca gidiyorum. Sizlere dua edeceğim. Siz de bize dua ediniz. Hacc süresince bize şu telefonla ulaşabilirsiniz.

Tel: 00966565687479

Kurbanın dini kaynağı







Kurbanın dini kaynağı

 Soru: Kurbanın dini kaynağı nedir?

Cevab: Bismillâhirrahmanirrahim.

Yüce dinimizin fakir komşuyla zengin komşu arasındaki dengeyi sağlayan ve sosyal adaletin gerçekleşmesine dayanak olan vecibelerden biri olan Kurban, hicretin ikinci yılında Müslümanlara meşru kılınmıştır. Kurban, mali ibadetlerden birisidir. Bu, Cenab-ı Hakk’ın ihsan buyurduğu varlığa karşı bir şükran borcudur. Meşruiyeti yani dinî dayanağı: Kur’an-ı Kerim, Hadis-i Şerif ve İcma-i Ümmet ile sabittir.

Kurban’ın meşru kılınmış bir ibadet olduğuna dair Kur’an-ı Kerim’de deliller bulunmaktadır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

“Rabbin için namaz kıl ve nahr yap, kurban kes!” (Kevser Sûresi: 2)

Tercih edilen bir tefsire göre; ayet-i kerimede geçen namazdan maksat: Bayram namazı, nahrdan da maksat: Kurban kesmektir. Yukarıda zikrettiğimiz Saffat Sûresi: 107. Ayet-i kerimesinde; Hz.İbrahim (A.S.)’ın oğlu Hz.İsmail (A.S.)’ın yerine bir koçun, ALLAH tarafından kendilerine fidye, kurban olarak verildiği açıkça bildirilmektedir. Ayrıca diğer bazı ayet-i kerimelerde de kurban ibadeti ile ilgili hususlar mevcuttur. Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor:

“Onlardan yiyin ve eli dar olana ve yoksula yedirin!” (Hacc Sûresi: 28)

“Biz, her ümmete, Kurban kesmeye uygun hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine ALLAH Teâlâ’nın adını ansınlar diye kurban kesmeyi gerekli kıldık. İmdi, İlâhınız, bir tek İlâh’tır. Öyle ise, O’na teslim olun. Ey Muhammed! O ihlaslı ve mütevazı insanları müjdele!” (Hacc Sûresi: 34)

“Biz büyük baş hayvanları da sizin için ALLAH Teâlâ’nın dininin işaretlerinden, kurban kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şu halde onlar, ayakları üzerine dururken üzerlerine ALLAH Teâlâ’nın ismini anınız ve kurban ediniz. Yan üstü yere düştüklerinde ise, artık canı çıktığında onlardan hem kendiniz yiyin, hem de ihtiyacını gizleyen-gizlemeyen fakirlere yedirin. İşte bu hayvanları biz, şükredesiniz diye sizin istifadenize verdik.” (Hacc Sûresi: 36)

“Onların ne etleri ne de kanları ALLAH Teâlâ’ya ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır.” (Hacc Sûresi: 37)

Bu ayet-i kerimelerde zikredilen hayvan kesiminin, et ihtiyacı temini için kesilen hayvanlar olmadığı, bunların ibadet amaçlı birer uygulama oldukları gayet açıktır. Et ve kanların ALLAH Teâlâ’ya ulaşamayacağının, asıl olanın ihlas ve takva olduğunun bizzat ayet-i kerimenin metninde yer alması bunu açıkça ortaya koymaktadır.

Görülüyor ki: Kurban ibadetinin dini delillerinin Kur’an-ı Kerim’de bulunmadığını iddia etmek ve ALLAH Teâlâ’nın bu çeşit bir emrinin olmadığını ileri sürmek tamamen yanlıştır.

Kurban bir ibadettir 2







Konu ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur:

“Hz. İsmail (A.S.), babası Hz.İbrahim (A.S.) ile beraber yürüyüp gezecek çağa gelince, babası:

- Oğulcağızım, yavrucuğum! Ben seni rüyada boğazladığımı görüyorum; bak artık, bir düşün, ne dersin? dedi. Hz.İsmail (A.S.) da:

- Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap! İnşaALLAH beni sabredenlerden bulacaksın, dedi.”

Aman ALLAH’ım! Muhterem okuyucu! Şu teslimiyete bakın! Kendimizi bir Hz.İbrahim (A.S.) yerine koyalım! Bir de Hz.İsmail (A.S.) yerine! Aynı teslimiyeti gösterebilir miydik? Ne dersiniz? Hz.İsmail (A.S.) gibi: “Ey babacığım! Madem ki ALLAH Teâlâ’nın emridir. İşte boynum, ALLAH Teâlâ’nın emrine karşı kıldan incedir, emrolunduğunu yap, kesebilirsin, inşaALLAH beni sabredenlerden bulacaksın!” diyebilir miydik? Yoksa olanca gücümüzle isyan mı ederdik? Şahsî, iş ve ev hayatımızdaki yaşantımız, hareket tarzımız nasıl davranabileceğimizi gösteriyor, değil mi?

“Bu şekilde her ikisi de ALLAH Teâlâ’nın emrine teslim olup, babası oğlunu alnı üzerine yıkıp yatırınca, Biz O’na:

- Ey İbrahim! Gördüğün rüyaya gerçekten sadakat gösterdin. Hiç şüphe yok ki biz iyi hareket eden kimseleri böyle mükâfatlandırırız, diye nida ettik. Gerçekten bu, apaçık ve kesin bir imtihandır.

Biz, oğlunun yerine O’na büyük bir kurbanlık fidye verdik.” (Saffat Sûresi: 102-107)

Görülüyor ki, Kur’an-ı Kerim de Hz. İbrahim(A.S.)’ın gördüğü rüyanın vahiy olduğunu teyit etmiştir. Çünkü Cenâb-ı Hak kendisine seslenirken:

“Ey İbrahim! Gördüğün rüyaya gerçekten sadakat gösterdin.” buyurmuştur.

Hz.İbrahim (A.S.), ALLAH Teâlâ’nın emrine boyun eğerek oğlunu kurban etmek üzere şakağı üzerine yatırınca, Cenâb-ı Hakk, Hz.İsmail (A.S.)’ın yerine bir koyun kurban etmesini emretmiştir. Hz.İsmail (A.S.)’ın yerine bir koyunun kurban edilmesinin emredilmiş olması, Cenab-ı Hakk’ın insanlığa büyük bir lütfudur. ALLAH, İnsanları Hz. İbrahim (A.S.) gibi Ulu’l-azm bir Peygamber aracılığıyla insan kurban etmekten kurtarmış olmasaydı, muhtemelen insanlar, “İnsan kurban etme” gibi korkunç bir geleneğe sahip olabilir ve onları o korkunç gelenekten kimse kurtaramazdı. Hz. İbrahim (A.S.), oğlu yerine Cenâb-ı Hakk’ın kendisine gönderdiği koçu kurban etmiştir. Böylece kurban, Hz. İbrahim (A.S.)’dan sünnet olarak bu şekilde bize intikal etmiştir.

Hz. İbrahim (A.S.)’ın, oğlu Hz.İsmail (A.S.)’ı kurban etmek istemesinin bir benzerinin de Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin dedesi Abdulmuttalib tarafından yaşandığı haber verilmektedir. Zemzem kuyusunun kazılması sırasında Kureyş’le karşılaştığı zorluklardan dolayı Abddulmuttalib, eğer on tane oğlu olursa onlardan bir tanesini Kâbe’nin yanında ALLAH için kurban etmeyi adamıştı. Çekilen kur’a da, Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin babası Abdullah’a çıkmıştı. Abdulmuttalib adağını yerine getirmeye karar verdi. Kureyşliler böyle bir adetin yerleşmesinden korkarak, kendisine engel olmuşlardı. Daha sonra Abdullah’ın yerine 100 tane deve kurban edilmiştir. Bu olayla Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimizin, insanlığa kurtarıcı olarak gelişinin bir işareti olarak, insan hayatının maddi ölçüsü tam 10 misli yükselmiş bulunuyordu.

Kurban bir ibadettir







 Soru: Kurban ne demektir? Bir ibadet midir? Kur’an-ı Kerim’de yer almakta mıdır? Kurban; bir katliam, bir vahşet midir? Hükümlerini izah eder misiniz?

Cevap: Bismillahirrahmanirrahim.

Son zamanlarda bir tv. kanalında canlı olarak yayınlanan bir programda, “Kurban ibadetinin katliam olduğu” şeklinde bazı itham ve itirazlarda bulunulmuştur. Yine bazı kişilerin görüşlerine atıfta bulunularak, “Kur’an-ı Kerim’de kurban ibadetinin yer almadığı” gibi iddialar söz konusu edilmiştir.

Her şeyden önce şunu belirtmek gerekir ki, kurban kesmek bir ibadettir. Hem de Müslüman toplumların belirli simgesi ve şiarı sayılan ibadetlerden biri olarak asırlardan beri özellikle milletimizin dini hayatında önemli bir yer tutmaktadır.

Kurban ibadeti, Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde yer almaktadır. Hz.Peygamber (S.A.V.) Efendimiz bizzat kurban kesmiş, O’na uyarak Müslümanlar da kurban kesmişler ve kesmektedirler. Kurban, bir Müslüman’ın bütün varlığını gerektiğinde ALLAH Teâlâ’nın yolunda feda etmeye hazır olduğunun bir nişanesidir. Kurban ibadetini yok saymak, gerçeği görmemektir. Kurban ibadetine katliam demek ise en hafifi ile Hz. Peygamber (S.A.V.) Efendimize, dine ve Müslümanlara saygısızlıktır.

Dini konuların ehil kimselerce tartışılması, toplumun aydınlanması bakımından önemli ve gereklidir. Ancak bu tartışmalar yapılırken toplumun dini duygularının rencide edilmemesine de gerekli özenin gösterilmesi gerekir. Ülkemizde, insanların dini hassasiyetlerini dikkate almadan rencide edici bir üslup içerisinde yapılan özensiz münakaşalar üzüntü vericidir. Kurban kesiminin vahşet ve katliam, Kurban Bayramının da kavurma bayramı olarak nitelendirilmesi, kurbanı ibadet kabul eden milyonlarca insanımızı derinden rencide etmektedir. Bu itibarla Müslüman kardeşlerimizin, muteber dini kitaplarımızda yazılı olan fetvalara uymalarını tavsiye ediyorum.

Dininizi öğrenmek, ALLAH Teâlâ’nın rızasını kazanmak istiyorsanız, muteber bir ilmihal kitabı, bilhassa merhum Ömer Nasuhi Bilmen hocaefendinin “Büyük İslâm İlmihali” adlı eserini alınız. “Büyük İslâm İlmihali” her Müslümanın evinde ve işyerinde mutlaka bulunması ve okunması gerekli bir ilmihal kitabıdır. Bu ilmihali alırken mutlaka ama mutlaka “Sadeleştiren Mehmet TALÛ” başkanlığında ilmi bir heyet baskısını alın. İtikada, taharete, namaza, oruca, zekata, hacca, İslâm ahlâkına, iyi ve güzel huylara, kötü ve helak edici ahlâka ait bilgileri o güvenilir kitaptan öğrenip, elden geldiği kadar hayatınıza uygulayınız.

Muhterem okuyucu!

Kurban: “Muayyen bir vakitte, muayyen bir hayvanı ibadet maksadıyla usûlüne uygun olarak kesmek” demektir. “Muayyen vakit”ten maksat: Kurban bayramı günleri, “muayyen hayvan”dan da maksat: Koyun, keçi, sığır ve deve gibi şer’an kurban edilmesi caiz olan hayvanlardır. Kurban Bayramında kesilen kurbana udhiye, hacda kesilen kurbana ise hedy denir.

Sözlükte yaklaşmak, ALLAH Teâlâ’ya yakınlaşmaya vesile olan şey anlamına gelen kurban, ALLAH Teâlâ’ya yaklaşmayı, ALLAH Teâlâ’nın yolunda malların feda edilebileceğini, ALLAH Teâlâ’ya teslimiyeti ve şükrü ifade eder. Kurban, daha önceki bütün ilâhi dinlerde mevcut bir ibadettir. Kur’an-ı Kerim, kurban ibadetinin Hz.Adem (A.S.)’ın çocuklarıyla birlikte başladığını haber verir. Şöyle ki:

“Onlara Adem’in iki oğlu, Habil ve Kabil’in haberini gerçek olarak anlat: Hani birer kurban takdim etmişlerdi de birisinden kabul edilmiş, diğerinden ise kabul edilmemişti.”1 

Ayet-i Kerimede kabul edildiği belirtilen kurban Habil’e aitti ve bir koçtu. Kabul edilmeyen de Kabil’e aitti ve ekindi.

Kurban, bugünkü şekli ile Hz.İbrahim (A.S.)’a dayanır. Cenâb-ı Hakk’ın dostu olma şerefiyle şereflenmiş bir Peygamber olan Hz. İbrahim (A.S.), bir adakta bulunmuş, bir oğlu olduğu takdirde onu ALLAH Teâlâ’ya kurban edeceğini adamıştı. Aradan geçen zaman içerisinde oğulları olmuş ama O, adağını nasılsa unutmuştu. Rüyada oğlunu kurban ediyor görmüş ve irkilmişti. Tefsirlerde ifade edildiğine göre Hz.İbrahim (A.S.), bu rüyayı üç ayrı gece görmüştür. Peygamberlerin rüyası vahiy olduğu gibi, onlar tarafından yapılan tabirleri de vahiydir. Hz.İbrahim (A.S.) da rüyasını, oğlunu kurban etmesi gerektiği şeklinde tabir etmiş ve böylece bu tabir de vahiy olmuştur. Artık Hz. İbrahim (A.S.)’ın, bu vahyi yerine getirmesi gerekiyordu. Elbette bu, çok zordu, ama ALLAH Teâlâ’dan aldığı vahye uymaması daha zordu. Hz. İbrahim (A.S.), büyük bir imtihan karşısında olduğunu anladı. Hiç tereddüt etmeden ALLAH Teâlâ’ya teslim oldu ve konuyu oğlu Hz.İsmail (A.S.)’a açmış, oğlu büyük teslimiyet göstermişti. Bunun üzerine adağını yerine getirmek için O’nu kesmeye teşebbüs etmiş, ancak ALLAH Teâlâ, O’nun bu bağlılığına karşılık Hz.İsmail (A.S.)’ın yerine bir koyunun kurban edileceğini Cebrail (A.S.) vasıtasıyla kendisine bildirmiştir.

kaynak:http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=writersnews&id=15704

KURBAN NASIL KESİLİR?







Kurban kesmek için bıçak önceden bilenip hazırlanır
ve hayvanın göremeyeceği bir yere konulur. Sonra hayvan
ayakları ve yüzü kıbleye gelecek şekilde sol
tarafına yatırılır. Hayvanın sağ arka
ayağı serbest kalmak şartıyla diğer ayakları
bağlanır. Bundan sonra tekbir ve tehlîl getirilir. Arkasından
"Bismillâhi Allâhü ekber" denilerek, hayvanın boynuna
bıçak vurulur. Nefes ve yemek boruları ile şahdamarı
denilen iki ana damarı kesilir. Hayvan soğumaya
bırakılır, kanının akması beklenir ve sonra
derisi yüzülür. Hayvanı elinden gelirse, kurban sahibinin
kendisinin kesmesi menduptur. Kendisi kesemezse, bir müslümana kestirir
(Mehmed Mevkufâtî, Mevkûfât, (sadeleştiren: Ahmed
Davudoğlu), İstanbul 1980, II, 331-332).


Kurbanlıktan Faydalanmak:


Kurbanlıktan tüylerinin kırpılması ve sütünün
sağılması suretiyle faydalanmak mekruhtur. Eğer
kırpılmış ise tüyü ve sütlü ise sütü sağılıp
tasadduk edilir. Hatta karışmasın diye alâmet olmak üzere
alman tüyleri bile tasadduk etmek gerekir. Eğer
kullanılmış ise parası tasadduk edilir (Serahsı,
a.g.e., XII, 14, 15; Kâsânî, a.g.e., V, 78; el-Fetâva'l-Hindiyye, V,
301). Kurban kesildikten sonra derisi satılmış ise
parası tasadduk edilir. Ancak deriden mest, seccade vb. şekilde
istifâde edebileceği gibi eve demirbaş eşya almak üzere
satmakta da bir sakınca yoktur (Serahsı, a.g.e., XII, 14).


Kurbanın eti konusunda en faziletli tutum üçte birini tasadduk,
üçte birini dostlara ikram, üçte birini de evde alıkoymaktır
(Kâsânî, a.g.e., V, 81; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 300).


Kurbanlık yapmak üzere satın alınan bir hayvan
satılıp yerine başka bir hayvan almak câizdir. Eğer
paradan arta kalan olursa tasadduk edilir (Serahsî, a.g.e., XII, 13).


Kurbanlığa binmek, onunla yük taşımak veya
herhangi bir iş için ondan istifade etmek mekruhtur. Eğer
hayvan kullanılır ve değeri noksanlaşırsa eksilen
kıymeti tasadduk etmek gerekir. Kiraya verilmiş ise kiradan elde
edilen para da tasadduk edilir. (Kâsânî, a.g.e, V, 79).


Kurbanın eti, yağı, başı, tüyü, sütü
vb.lerinin satışı câiz değildir. Eğer
satılmış ise tasadduk etmek gerekir (Kâsanî, a.g.e, V,
81; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 301).


Kurbanlık olan hayvan boğazlanmadan önce yavrularsa o da
annesiyle beraber kesilir. Bu hüküm kendisine kurban vacip olmadığı
halde kurbanlığı satın alıp kendine vacip
kılan fakir hakkındadır. Çünkü kurban bizzat o hayvana
taalluk etmiştir ki yavrusu da kendisine tabidir. Eğer bu yavru
boğazlanmayıp satılırsa parasını tasadduk
etmek gerekir. Şayet yavru eyyâm-ı nahr geçinceye kadar boğazlanmaz
ve elde tutulursa tasadduk edilir (Serahsî, a.g.e, XII, 14). Zengin,
yavruyu eyyâm-ı nahr'dan önce veya sonra kesebileceği gibi eyyâm-ı
nahr'da diri olarak tasadduk da edebilir. Eğer eyyâm-ı nahr'da
satılmış olursa kıymeti tasadduk edilir. Yavru
kesilmez ve satılmaz ise diri olarak tasadduk edilir (Kâsânî, V,
78-79; el-Fetâva'l-Hindiyye, V, 301).


Kurbanda Vekâlet:


Bir müslüman kurbanını kendisi kesebileceği gibi bir müslümana
da kestirebilir. Ancak kendisinin kesmesi daha faziletlidir. Kurbanı
kestirme konusundaki izin bizzat ifâde edilebileceği gibi, izne delâlet
eden söz, fiil ve davranışlar da izin sayılır. Meselâ
bir müslüman kurbanlık satın alsa kurban bayramı günü
hayvanı yatırıp ayaklarını bağlasa onun emri
olmadan bir başkası gelip hayvanı boğazlasa bu kurban
için yeterlidir. Başka bir hayvan kesmek gerekmez. İki müslüman
yanılarak birbirlerinin kurbanlarını kendi adlarına
kesmiş olsalar vacibi yerine getirmiş olurlar ve kestiklerini
değişmek suretiyle kendi hayvanlarını alırlar (Kâsânî,
a.g.e, V, 67-68). Eğer böyle bir durumu etler yenildikten sonra
farkederlerse helâlleşirler. Aralarında anlaşmazlık
çıkarsa birbirlerine kurbanlıkların değerini
öderler. Eğer eyyâm-ı nahr geçmiş ise bu paralan
tasadduk ederler (el-Fetâva'l Hindiyye, V, 302).


Kurbanda müstehap olan şeyler:


Eyyâm-ı nahr'dan önce kurbanlığı bağlamak.
Hayvana kurbanlık nişanı takmak, işaretlendirmek.
Kesilecek yere güzellikle, eziyet vermeden götürmek. Yemek borusu,
nefes borusu ve iki şahdamarını kesmek ve keserken acele
davranmak. Boğazlamayı enseden değil boğazdan yapmak.
Kendi kurbanını kendisi kesmek, kesemiyorsa müslümana
kestirmek. Ehl-i kitab'tan birine kestirmek mekruhtur. Hayvanı
kıbleye karşı kesmek. Hayvan kesilirken orada hazır
bulunmak. Dua etmek ve besmeleden önce veya sonra:


"Allahümme minke ve leke salatî nusukî ve mahyâye ve mematî
lillahi Rabbil-Alemine lâ şerike lehu ve bizalike Umirtu ve ene
mine'l-müslimîn."


"Ey Rabbim bu senden ve yine sanadır. Namazım,
kulluğum, kurbanım, ölümüm ve dirimim eşi benzeri
olmayan âlemlerin Rabbi Allah içindir. Ben bununla emrolundum ve teslim
olanlardanım" demek. Dua ile besmeleyi birbirinden ayırmak.
Besmeleden önce veya sonra dua etmek, Besmele ile beraber dua etmek
mekruhtur. Kurban olacak hayvanın imkan ölçüsünde en semizi, en
büyüğü olması. Eyyâm-ı nahr'ın ilk günü
gündüzleyin kesmek. Kurban bıçağının çok keskin
olması. Hayvanı kesildikten sonra soğumaya ve canın
iyice çekilmeye bırakılması, soğumadan ve can
çekilmeden önce yüzmek mekruhtur. Kurban sahibinin kurban etinden
yemesi. Çünkü bu Allah'ın bir ziyafetidir. Etinden
başkalarına vermek (Kâsânî, a.g.e, V, 78-81).


Kurban Bayramında kesilmek üzere satın
alınmış olan hayvan kesilmez ve bayram günleri geçerse,
hayvanın tasadduk edilmesi gerekir. Bu konuda zengin ve fakir
aynı hükme tabidir. Zengin olan kişi ise kurbanlık
alsın veya almasın kurban kesmediği takdirde kurbanın
kıymetini tasadduk etmesi gerekir. Ertesi yıla bırakamaz
(Mevkufâtî, a.g.e., II, 329).


Ölüye kurban keseceğini söyleyen bir kimse, kurbanını
bayram günlerinde kesmesi ona vacib olur

KURBAN HAKKINDA







 


Milli Gazete - 6 Ocak 2007


1. Kurban olarak kesilen hayvanların etlerinin ve kanlarının değil, mü'minlerin takvasının Allaha Teala'ya ulaşacağını bildiren 22/el-Hacc, 37 ayetinden hareketle kurbanın ehemmiyetini azaltmaya çalışmak, söylemediği bir şeyi Kur'an'a söyletmek olur. Hatta o ayette takvanın kurbana mukarin olarak zikredilmiş olması, şuurla yerine getirilen kurban kesme ibadetinin de tıpkı diğer ibadetler gibi kişinin takvaya ermesine katkıda bulunduğunu söylememize imkân vermektedir.

2. 108/el-Kevser, 2 ayetinde geçen "ve'nhar" emri, Selef döneminden itibaren farklı şekillerde tefsir edilmiştir. Bir kısım müfessirler bu emrin "kurban kes" veya "kurbanı sadece Allah için kes", diğer bir kısmı, "namazda iftitah tekbiri alırken ellerini göğüs/boyun/yüz hizasına kadar kaldır", bazıları da "namazda sağ elini sol elinin üzerine göğüs hizasında bağla" anlamına geldiğini söylemişlerdir. Bütün bu tefsir tarzlarını, "nahr" kelimesinin, boynun göğüsle bitişen yerini anlatmak üzere kullanılmasına dayanır.

3. el-Kevser suresinin Mekkî olduğu, buna mukabil Efendimiz (s.a.v)'in, Medine'de (hicretin 2. yılından itibaren) kurban kesmeye başladığı söylenerek, bir önceki maddede üzerinde durulan "ve'nhar" emrinin "kurban kes" anlamına geldiğini söylemenin mümkün olmadığı görüşünü benimseyenlere, Elmalılı merhumun istidlalini gözden geçirmeleri tavsiye olunur.

4. Söz konusu surenin Medenî olduğunu söyleyenlerin delilleri daha kuvvetlidir. Müslim[1], en-Nesâî[2], İbn Ebî Şeybe[3], Ahmed b. Hanbel[4] ve daha başkaları tarafından rivayet edilen bir hadiste Efendimiz (s.a.v) Mescid'de bir süre hafif bir şekilde uyuduktan sonra tebessüm ederek uyanmış, tebessümünün sebebinin sorulması üzerine kendisine az önce bir sure nazil olduğunu söyleyerek el-Kevser suresini okumuştur.

5. Surenin son ayetinin nüzul sebebini anlatan rivayetlerin hemen tamamı, Mekke döneminde Efendimiz (s.a.v)'i "nesli kesik" olmakla itham eden el-Âs b. Vâil, Ka'b b. Eşref, Ukbe b. Ebî Mu'ayt veya onların da içinde bulunduğu bir grup Kureyşliye gönderme yapıldığını anlatmaktadır. Buradan hareketle surenin tamamının Mekkî olması gerektiğini, Efendimiz (s.a.v) de Medine'de kurban kestiğine göre, surede geçen "ve'nhar" emrinin "kurban kes" anlamına gelemeyeceğini, dolayısıyla müfessirlerin bu kelimeye "kurban kes" anlamını vermesinin büyük bir gaflet olduğunu söyleyenler vardır.

Öncelikle belirtelim ki, kelimenin "kurban"la ilgili anlamı hakiki, diğerleri mecazîdir. Dolayısıyla herhangi bir delil olmadan hakikatten mecaza dönmek doğru değildir. Nüzul sebebi ile ilgili rivayetler ve Efendimiz (s.a.v)'in Medine'de kurban kesmeye başlaması, Mekke döneminde hiç kurban kesmediği anlamına gelmez. Surenin evvelinde Efendimiz (s.a.v)'e "Kevser"in verildiği belirtildikten sonra, sebebiyet ifade eden "fe" harfiyle başlayan cümlede "namaz" ve "kurban" emri verilmektedir. Yani bu iki hususu, kendisine Kevser verilmesi dolayısıyla bir şükran-ı ni'met olarak yerine getirmesi Efendimiz (s.a.v)'den istenmektedir. O'nun da bilahare Bayram namazı olarak kılınacak olan Kuşluk namazı ve şükür kurbanı ile bu emri yerine getirdiğini söylemenin bir manisi yoktur.

6. Buradaki "kurban kes" emrinin Hz. Hüseyin (r.a)'in şehadetine işaret olduğu, ancak metne işkence ederek söylenebilir. Böyle bir yorumun ne makul, ne de menkul bir dayanağı, ne Sünnî, ne de Şii tefsirlerden bir tutamağı vardır.

[1] "Salât", 53.

[2] "İftitâh", 21;

[3] el-Musannef, VII, 412.

[4] el-Müsned, III, 102.

 

kaynak:ebubekirsifil.com