| | Create free blog ( Türkçe , Deutsch , Español )
Image Hosted by Resim-Yukle.com

İSLAM

Yazılar

Allah-u Zülcelal'in isminden başka bir isimle, mesela bîr evliyanın ismi veya anne babanın ismi ile yemin etmek caiz midir?







Allah-u Zülcelal'in ismi ve sıfatlarından başka bir şeyle yemin etmek caiz değildir. Nitekim İbn-i Ömer (r.a) şöyle rivayet etmiştir;

 

Hz. Peygamber (a.s.v) Ömer'in babasının ismiyle yemin ettiğini duyunca, ona şöyle söylemiştir;

 

"Şüphesiz Allah sizi babanızın adlarıyla yemin etmekten men etmiştin Her kim ki, yemin etmek isterse, Allah'ın ismiyle yemin etsin veyahut sükut etsin." (Buhari, Müslim)

 

İbn-i Hazm'in kat'i olarak anlattığı gibi Allah'ın adından gayri isimlerle yemin etmek haramdır. îmam-ı Gazali'nin de kesin olarak ifade ettiği gibi mekruhtur. Şafiilerin çoğunluğu böyle bir yeminin keraheti tenzihiyye ile mekruh olduğu kanaatindedirler.

 

Bazı fukaha; "Yemin ettiği şeyde, Allah hakkında itikad ettiği gibi itikad ederse, bu itikadiyle kafir olur." demişlerdir.

 

Bu yazılanlardan da anlaşıldığı gibi en doğru olanı böyle yeminlerden uzak durmaktır.

İnsanların ruhları, onların ölümlerinden sonra canlı kalırlar mı?







islam inancına göre, insanların ruhları onların ölümlerinden sonra da canlı kalırlar. Cesedin bozulmasıyla bozulmazlar. Amellerine göre ya nimet içindedirler ya da azab çekiyorlardır. Nitekim Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur;

 

"Allah yolunda Öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rabbleri katında diridirler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylere sevinç içinde rızıklanırlar." (Ali imran; 169)

 

Görüldüğü gibi, burada anlatılanlar, onların ruhlarına nisbetle doğrudur. Ama cesedlerine gelince, cesedler çürüyüp gider.

 

Müslim'in Enes b. Malik (r.a)'den rivayet ettiğine göre, Hz. Peygamber (a.s.v) ölünün, gömüldükten sonra dönüp gidenlerin ayak seslerini duyduklarını haber vermiştir. (Müslim)

Hz. Peygamber (a.s.v) ümmetine, kabirlerden geçerken kabir ehline şöyle selam vermelerini söylemiştir;

 

"Ey Mü'm in kavimlerinin yurdu, Allah'ın selamı üzerinize olsun, siz, gelip geçtiniz. Bizde sizin peşinizden geleceğiz." (Müslim)

 

Bu şekilde bir hitap ancak, işiten ve anlayabilenlere yapılır. Böyle olmasaydı Hz. Peygamber (a.s.v)'in seslenmesinin bir anlamı da olmazdı, bu, Ruhun başlı başına bir varlık olduğu görüşüne göre böyledir. Ehl-i sünnet usulünün gereği de budur. Allah-u Zülcelal ruha; Rabbine dönmesini, cennete girmesini ve insanlar arasında karışmasını söylemişti. Ruhun göğe çıktığına, gökten yere indiğine, gök kapılarının kendisine açıldığına, secdede bulunup konuştuğuna dair bir çok sarih nasslar vardır. Nitekim buna en güzel delil Miraç hadisesidir.

Bilindiği gibi, Hz. Peygamber (a.s.v) miraca çıkmak için Mescid-i Aksaya geldiğinde, bazı peygamberler Hz. Peygamber (a.s.v)'i karşılamak için oraya gelmişlerdir. Ve Hz. Peygamber (a.s.v) onlara namaz kıldıımıştır. Daha sonra o peygamberler dağılmışlardır. Hz. Peygamber (a.s.v) miraca çıktığında, birinci gök kapısında,  Adem (a.s)'le, ikinci gök kapısında; Yahya ve İsa (a.s) ile, üçüncü gök kapısında; Yusuf (a.s) ile, dördüncü gök kapısında; İdris (a.s) ile, beşinci gök kapısında; Harun (a.s) ile, altıncı gök kapısında; Musa (a.s) ile ve yedinci gök kapısında; İbrahim (a.s) ile görüşmüştür.

 

Allah-u Zülcelal miraç gecesinde ilk önce elli vakit namaz kılınmasını emretmiştir. Hz. Peygamber (a.s.v), dönüşünde Hz. Musa'ya uğrayınca. O; "Allah-u Teala ümmetine neyi farz kıldı?" diye sordu. Hz. Peygamber (a.s.v); "Elli vakit namazı farz kıldı"dedi.

Bunun üzerine Hz. Musa; "Rabbine dön ve eksiltmesi için niyazda bulun. Ümmetin buna takat getiremez"dedi. Hz. Peygamber (a.s.v) dönüp Allah-u Zülcelal'e yalvardı. Allah-u Zülcelal elli vakit namazı beş vakte indirdi.

 

Hz. Peygamber (a.s.v), yine Hz. Musa'nın yanına döndü ve; "Allah-u Teala elli vakit namazın beş vaktini indirdi" dedi. Hz. Musa; "Rabbine dön ve niyazda bulun. Çünkü ümmetin buna da güç yetiremez" dedi.

 

Hz. Peygamber (a.s.v), yine Allah-u Zülcelal'e döndü ve niyazda bulundu. Allah-u Zülcelal beş vakit daha indirdi.

 

Hz. Peygamber (a.s.v) tekrar dönüp, Hz. Musa'nın yanına geldi ve; "Allah-u Teala, beş vakit daha indirdi" dedi. Hz. Musa yine; "Rabbine dön ve niyazda bulun. Çünkü ümmetin buna da güç yetiremez" dedi. Hz. Peygamber (a.s.v) yine döndü ve Allah-u Zülcelal'e niyazda bulundu. Allah-u Zülcelal yine beş vakit daha indirdi. Aynı şekilde on vakte indirilinceye kadar Hz. Peygamber (a.s.v) tekrar tekrar Allah-u Zülcelal'e niyazda bulundu.

 

On vakte indirilince, Hz. Peygamber (a.s.v), tekrar Hz. Musa'ya uğradı. Hz. Musa yine söylediklerini tekrarladı; "Rabbine dön ve yalvar! Ümmetin bunun hakkından da gelemez" dedi. Hz. Peygamber (a.s.v) yine dönüp Allah-u Zülcelal'e niyazda bulundu. Bunun üzerine Allah-u Zülcelal şöyle buyurdu;

 

"Ey Muhammedi Benim katımda hüküm değişmez. Onlar, her gece ve gündüzde beş vakit namazdır. Her namaz için de on ecir vardır ki, bu da elli namaz eder."

 

Bundan sonra Hz. Peygamber (a.s.v), yine dönüp Hz, Musa'ya uğradı. Hz. Musa; "Neyle emrolundun? " diye sordu. Hz. Peygamber (a.s.v); "Her gün beş vakit namazla emrolundum" dedi. Hz. Musa; "Ümmetin her gün beş vakit namaza da güç getiremez. Ben, senden önce insanları, îsrailoğullarını çok tecrübe ettim. Sen dön de, biraz daha indirilmesini Rabbinden niyaz et" dedi. Fakat Hz. Peygamber (a.s.v) "Rabbime çok niyaz ettim. Bir daha niyazda bulunmaya haya ederim" dedi. (Buhari, Müslim)

 

Görüldüğü gibi, Hz. Peygamber (a.s.v) miraç hadisesinde bir çok peygamberin ruhuyla görüşmüştür. Dediğimiz gibi. Ruhun göğe çıktığına, gökten yere indiğine, gök kapılarının kendisine açıldığına, secdede bulunup konuştuğuna dair bir çok sarih nasslar vardır. Fakat biz bu kadarı ile iktifa ediyoruz.

İmansız olarak ölmeye sebep olan günahlar nelerdir?







Ebu Kasım el-Haki (rh.a)'ye; "İmansız olarak ölmeye sebeb olan bir günah var mıdır?" diye sormuşlar; o da şu şekilde cevap vermiştir;

 

Üç şey vardır ki, -Neuzübillah- insanın imanının kendisinden alınıp, imansız olarak dünyadan ayrılmasına sebeb olabilir:

 

1-) Üzerinde bulunan iman ve İslam nimetine şükretmeyi terketmektir; bu hal, insanın dünyadan imansız olarak ayrılmasına sebeb olabilir.

Hakikaten insan biraz derin olarak düşünürse, Allah-u Zülcelal'in bize iman vermiş ve İslam dinine girmekle şereflendirmiştir. Bu nimete şükretmeyi terketmek, sekerat esnasında imansız olarak dünyadan ayrılmaya ve kıyamet gününde de ebedi olarak cehenneme girmeye sebeb olur. Onun için daima; bizim için çok büyük bir şeref olan iman ve islam nimetinin kıymetini bilip; "Ya Rabbi! Bana bu iman nimetini verip. Islama girme şerefini nasip ettiğin için, sana sonsuz hamd-ü senalar olsun" diye Allah-u Zülcelal'e şükretmemiz lazımdır.

 

2-) İnsanın kendisinden imanın alınmasından korkmamasıdır; Oysa bu korkuyu daima kalpte hissetmek lazımdır. Peygamberler ve evliyalar dahi bu korkuyu taşımışlardır. Peygamberler emin oldukları halde bu korkuyu taşıdıklarına göre, bizim gece-gündüz bu korkuyu hiç aklımızdan çıkarmamamız lazımdır. Her ne kadar bunu yapamıyorsak da; yine de son halimizden emin olmayıp biraz korkarsak, Allah-u Zülcelal bizim imanımızı inşaallah-u Teala muhafaza edecektir.

 

3-) İnsanların birbirleri arasında bulunan haklara riayet etmeyip, birbirlerine zulüm yapmalarıdır; halbuki insan dünyada daima mazlum olmalıdır. Çünkü kıyamet gününde bir çok insan, zalim olan kimsenin yakasından tutarak; "Senden imanını almayıncaya kadar razı olmam" dediği zaman, zalim olan kişi ne yapabilir ki?

 

Allah-u Zülcelal mazlum olan kulu razı oluncaya kadar, zalimden alıp ona verecektir.

Onun için insan bunlara çok dikkat etmeli, daima imanını muhafaza etmeye gayret gösterip, son nefesinde halinin ne olacağını düşünerek, o zamana hazırlık yapmalı ve diğer insanlara zulüm yapmaktan uzak durmalıdır. Bu üç sıfatı üzerinde bulundurursa, Allah-u Zülcelal'in kendisine nasip etmiş olduğu iman nimetini muhafaza etmiş olur.

Şeytan insanın imanını çalabilir mi?







Ehl-i Sünnet ve'I Cemaate göre; Şeytan mü'min bir kişinin imanını zorla ve cebren alır demek caiz değildir. Fakat kul imanı terkeder, bunun üzerine şeytan onun imanını çekip alır.

 

Nitekim, Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur;

 

"Şüphesiz şeytan sizin düşmanınızdır. Onu düşman edinin. Çünkü o etrafına toplanan yardımcılarını ancak cehennem ehli olmaya çağırır." (Fair; 6)

 

İnsan imanı terkedince, şeytan bu fırsattan yararlanıp o insanın imanını çekip alır. Fakat şeytan mü'minin imanını zorla, cebren alamaz. Şeytanın aldatması vardır. Zira şeytan, Allah-u Zülcelal Gafur'dur, Rahim'dir diyerek insanı kötülüğe teşvik eder.

Allah-u Zülcelal 'e yakınlık ve uzaklık var mıdır?







Ehl-i Sünnet ve'l Cemaate göre; Allah-u Zülcelal'e yakınlık ve uzaklık mesafe uzunluğu ve kısalığı manasında değildir. Ancak Allah-u Zülcelal'e itaat eden keyfıyetsiz olarak O'na yakındır. İsyan eden de yine keyfıyetsiz olarak O'na uzaktır. Cennette Allah-u Zülcelal'e yakın olmak, Allah-u Zülcelal'in huzurunda bulunmakta keyfıyetsiz olacaktır.

 

Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur;

 

"Allah 'a secde et ve O'na yaklaş." (Alak; 19 secde ayeti)

 

Allah-u Zülcelal başka bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur;

 

"Biz kula şah damarından daha yakınız." (Kaf; 16)

 

Bazı evliyalar; "Allah-u Zülcelal'in bir kulunu kendisine yaklaştırması ona teveccüh etmesi kerem ve şeref vermesi demektir. Allah-u Zülcelal'in bir kuldan uzak oluşu onu zelil kılmasıdır." demişlerdir.

 

Hülasa; Allah-u Zülcelal'e yakınlık ve uzaklık mesafe kavramları ile değildir. Allah-u Zülcelal insana daima yakındır. İnsan iyi amel işlerse Allah-u Zülcelal'in rahmetine yakın olur. Kötü amel işlerse, Allah-u Zülcelal'in rahmetinden uzak olur.

Hz. Peygamber (a.s.v) miraçta Allah-u Zülcelal'i görmüş müdür?







Ehl-i Sünnet vel Cemaate göre; Hz. Peygamber (a.s.v)'in miraçta Allah-u Zülcelal'i görmesi hususunda alimler ihtilaf etmişlerdir. Doğrusu, Hz. Peygamber (a.s.v), miraçta Allah-u Zülcelal'i kaş gözüyle değil, kalb gözüyle görmüştür. Nitekim Allah-u Zülcelal birayet-i kerimede şöyle buyurmuştur;

 

"O'nun gördüğünü kalbi yalana çıkarmadı." (Necm; 11)

 

Hz. Aişe (r.a); "Kim Muhammed Rabbini gördü diye iddia ederse yalan söylemiş olur. "demiştir.

 

İbn-iAbbas(r.a); "O'nu kalbi ile gördü."demiştir. Bazı büyük evliyalar ise; "Ne Hz. Peygamber (a.s.v) ne de yaratılmışlardan her hangi birisi, dünya da Allah-u Zülcelal'i gözle görmedi." demişlerdir.

Hülasa; Allah-u Zülcclal'in hakikatini kimse göremez. Hz. Peygamber (a.s.v) miraçta Allah-u Zülcelal'i baş gözüyle değil, kalb gözüyle görmüştür.

Allah-u Zülcelal'in rüyada görülmesi mümkün müdür?







Ehl-i Sünnet ve'l Cemaate göre; İnsanın rüyada Allah-u Zülcelal'i görmesi olabilir. Ama Allah-u Zülcelal'i, nasılıktan ve nicelikten uzak olarak görmek şartıyla, eğer Allah-u Zülcelal mekandan münezzeh olarak görülmezse bu Allah'ı Zülcelal'i görmek değildir.

 

İmam-ı Azam; "Rüyada 99 defa Allah'ı gördüm 100. defa da; "Ya Rabbi! Kulların azaptan nasıl kurtulacak" diye sordum." demiştir.

 

imam Maturidi; "Rüyada Allah'ı görmek muhaldir. Çünkü rüyada görülen şey bir hayal veya bir misalden ibarettir. Allah-u Zülcelal ise bu hayalden beridir." demiştir.

 

Hülasa; Kemiyet ve keyfıyyet olmaksızın Allah-u Zülcelal rüyada görülebilir.

Allah-u Zülcelal'in dünyada görülmesi mümkün müdür?







Ehl-i sünnet ve'l Cemaate göre; Allah-u Zülcelal'i bu dünyada baş gözüyle hiç kimse göremez. Nitekim Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur;

 

"Dağ'a bak, eğer o yerinde kalırsa sende beni göreceksin, buyurdu. Rabbi dağa teveccüh edince onu yerle bir etti ve Musa 'da baygın düştü." (Araf; 143)

 

Allah-u Zülcelal dünyada görülmez. Çünkü rüyet, lütufkarlığın son haddi ve ni'metlerin en üstünüdür. Mekanların en üstünü olan cennetten başka bir yerde, böyle bir ihsana nail olmak mümkün değildir. Fğer ni'metlerin en üstünü dünyada verilse o zaman fani dünya ile baki cennet arasında bir fark olmazdı.

 

Hülasa; Allah-u Zülcelal, niyetin ahirette olacağını bildirmiş, dünyada olacağını haber vermemiştir. Bu sebeble Allah-u Zülcelal'in vermiş olduğu haberle yetinmek vacip olmuştur. Ancak evliyalar Allah-u Zülcelal'in nurî tecelliyatlarını görebilirler.

Allah-u Zülcelal'in "Nur" olduğunu söylemek caiz midir?







Ehl-i Sünnet ve'l Cemaate göre, Allah-u Zülcelal'in "Parıldayan nur olduğunu söylemek caiz değildir. Allah-u zülcelal nuru yaratan ve ışık verendir. Çünkü nur bir renktir. Eğer Allah-u Zülcelal'in bir renk olduğunu söylersek bu bizi teşbihe götürür, halbuki Allah-u Zülcelal varlıklara benzemekten münezzehtir.

 

Allah-u Zülcelal bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur;

 

"Allah göklerin ve yerin nurudur." (Nur; 35)

 

Bu ayetin tefsirinde ibn-i Abbas (r.a): "Allah gökleri ve yeri aydınlatandır." derken, bazı alimlerde; "Allah gök ve yer ehline hidayet edendir " demişlerdir.

Sonuç olarak; Allah nur değildir, nuru yaratandır. Allah insanların düşündükleri gibi de değildir. Onların dediklerine de benzemez. O halde Allah-u Zülcelal'in nur olduğunu söylemek caiz değildir.

Allah her yerdedir demek caiz midir?







Bir kimse "Allah her yerdedir" diyerek Allah-u Zülcelal'in zatıyla her yerde olduğuna inanırsa kafir olur. Çünkü burada Allah-u Zülcelal'e bir mekan izafe etmiştir. Halbuki, Allah-u Zülcelal mekandan münezzehtir. Fakat böyle söyleyen kimse, Allah-u Zülcelal'in kudret ve azametiyle her yerde olduğunu kasdederse kafir olmaz.